Efendim bu gelecek kaygıları gerçekten de insanı bunaltan bir süreç. Özellikle benim gibi bir beyin için çok daha fazla yorucu olabiliyor. İnsan kendi anlamlarını koyma süreçlerini unutup, sonu gelmeyen bir yabancılaşma sürecinde kendinden yabancılaşırsa, soru sorarken gittiği yolları tekrar tekrar gitmek zorunda kalır ve sonunda çok yorulur.
Ben hep "geç" hareket eden biriyim. Yani geç fark ediyorum, geç tanıyorum kendimi, çünkü insan kendisini değişikliklere açık tutup, kendini mütemadiyen bir dinleme sürecinden geçiriyorsa, nihayetinde bir "ben" e varması zor oluyor. Daha doğrusu, anlık "ben"ler oluyor şüphesiz, biri bana sen kimsin dese, cebimde sunuma hazır "ben"ler var,o kadar da sıfatsız değilim ama gelecek bir tek "ben" olması gereğinin(?) beynime üşüşmesi ve onu nasıl kuracağımın bütün soruları asıl beni ürküten şey.
Geçen gün sosyoloji dersinde, bu derslerdir ki beni "bozan", zaman kavramından bahsettik. Daha doğrusu, olaya şuradan girdik, kolonyal kuzey amerika yönetiminin yerel halklar/gruplar üzerinde kurduğu kapitalist iktisadi ilişkiler içerisinde "zaman" tanımının, o yerelliklerin zaman anlayışıyla nasıl bir iletişime geçtiğinden söz ediyorduk. "Clock-work time" ve yalnızca "time". İlk kavram bizim yaşamımızı kantitatif olarak ölçmemizin bir göstergesi haline gelirken, ikincisi ise daha kalitatif bir gösterge haline geliyor. Örneğin, yüksek lisans için 2 sene vermek bir nicelikken, bu 2 senenin hangi zaman ufkuna (horizon) oturduğu onun niteliğini belirliyor. Yani, yüksek lisansı 22-24 yaş arasında yapmaya "uygun"luk atfolunurken, 30-32 yaş arasında yapmak yada 50-52 arasında yapmak "uygunsuz-geç" gibi nitelik sıfatlarıyla değerlendirilmeye başlanıyor. İşte benim kendimi bir yana bırakıp (çünkü kararlarım çok sık değişiyor, yoruluyorum.), lagrange formulleri içerisinde bir "optimizasyon", bir "mutluluk kurgusu" geliştirmeye çalışmam tam da bu "zaman" kavramıyla ilgili. Bu uğraşım hocaların CV'lerini incelemeyi onların bu yolları "kaç sene?" de geçtiklerinin bir ortalamasını yakalama isteğimle çooookk yakından ilgili. Örneğin sevgili Politik düşünceler tarihi hocam Zeynep Hanım'ın ekonomiden çıkıp, fransalara gidip, doktoraları aşıp vs gelmesi, tabii masterı hemen politika da yapmış olmasını unutmayalım, tam bir 12 sene alınca, "oha 34 yaşında işe mi başlamış? " sorusu, yani bu zamanın hem kantitatif hem kalitatif olarak kurgusu durumu beni "düşündürdü."
Bugüne herhangi bir "risk" almamış bir insanevladının bir anda bu risk dolu sorular içerisinde yüzmesi, sürekli bir hesap kitap hali içerisinde didinip durması onu tam da kendinden "yabancılaştırıyor." Bu süreç zaten yıpratan olan.
Bu güne dek "gitmemiş" biriyim. Yani şehir değiştirdim ama, yine de bir eve bağlı kaldım. Şimdi ise beynimden simülasyonlar yaratıyorum, nasıl giderim ben ne yaparıma dair. İnsan kendisini bir anda yaşamın somutluğundan uzak tutup, kendi başına kendiyle yüzleştiği ve sürekli kendisine sorular sorduğu bir dünyaya hapsediyor. Hani örneğin "yarın başıma bir şey gelse?"nin en ufak bir ihtimali konmuyor bu soruların içerisinde ve bu soru allah korusun bir şekilde yanıtlanırsa olumsuz anlamda, o zaman hem bedenen hem de beynen sarsılacağım.
Olumlu düşünmenin bir reklam jingle'ı olduğunu düşünürken düşünce dünyam, belki de kavramın içi boşaltılmış halini almayıp, kendimce içini doldurmalı ve sımsıkı sarılmalıyım. Kendime güvenmeliyim yani. Belki de çok soru sormadan. Ama soru sormamam için, beynimi biri uyuşturmalı.
Bir çatışmanın özetiydi bu. Sakin sular gelsin, yüzelim, dalalım içerisine.
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
1 comment:
birtanem,
ahne güzel seni okumak, ne hoş, ne keyifli.. sesini özlemişim.... 'sen' i özlemişim, özlüyorum,özledim.
canım, bu ben meselesinde de, 'geç'liğe karşı seçici bir algın olduğu için hep onu görüyor olduğunu düşünüyorum. Bizim değerlerimiz eğitim hayatının sonlanması kararıyla veya en azından bizim için 'zorunlu' eğitim kısmı bitince değişiyor. Benimkiler öyle oldu, etrafımdakilerin de öyle oldu. Ama şunu gördüm ki, büyük düşünmeyen hep evinden işine gidiyor ama eve dönerken bir midye dolma bile çekmiyor canı :S inanabiliyor musun, ne korkunç :D
Yani, ben seçimimi gençliğimin getirdiği cesareti kullanmak yolunda yapmaya çalışıyorum belki de, şimdi ya da asla...
kendi yolumu anlattım, başka bir diyeceğim yok. Seni seviyorum Bunları biliyorsun belki... hattagaliba... ama dinlenince insanın algısı da farklı oluyor ya, evde yorgun olduğunda sana batan ışık, dinlenmiş olduğunda en önemli yardımcın olabilir. ve sadece aynı ışık tır o.
ne olursa olsun sen'sin birtanem
bu örnekler de çok etkileyici bu arada, bu şeylere ben de bakıyorum. ve bakmanın doğru olduğuna inanıyorum, kendi hayatımı 'olabilir' likler üzerine götürmek istiyorum. Olamadığını başkası gördüyse ben ondan da ders alabilirim. ateş yakmayı baştan keşfedemem.
öperim kucaklarım
esin
Post a Comment