"Din konusuna gelince, bir dini kimin en iyi biçimde temsil ettiği nasıl ileri sürülebilir? Din adı verilen inanç dizgesini her tek insan, kendi düşünsel yetenekleri doğrultusunda içselleştirir; ancak, "kim bu dini en yetkin bir biçimde taşımaktadır; kim temsil etmektedir?" sorusu nasıl yanıtlanabilir? Bu ne demektir? Bunun bir ölçütünü bulmak olanaklı mıdır? Ölçüt arayışı söz konusu olduğunda çoğun, düşünsel ve içsel olanın eylem alanına dökülmesinin gereği üzerinde durulur. Örneğin, ibadet etme, simge kullanma v.b. ölçüt olarak alınır. Ama yine de sözel olana dayalı dinin hangi boyutta içselleştirildiğini, taşındığını, temsil edildiğini kesin olarak kimse bilemez. Öyleyse kimi niteliklerimize ya da tutumlarımıza üstünlük yüklemekten bizi kurtaracak olan nedir?
Her bir insanın kendi bireysel varlığına yabancılaştığı ortamda herkesi bir arada tutabilmenin koşulu olarak birtakım ölçütlerin geliştirilmesi gerekir. Burada laiklik neredeyse tek ölçüt gibi görünmektedir; çünkü laiklik ve laik tutum toplumsal yaşamda bireylerin karşılaşma anlarının toplamı olan yaşam kesiminde sahip olunan niteliklere üstünlük yükleme mitosunu güçsüzleştirecektir. Laiklik bu bağlamda, herhangi bir tekil özelliğe üstünlük yüklememe, bu özelliği baskı aracı yapmama konusundaki bilinçtir. Laiklik, aynı zamanda, belli bir çoğunluğun temsil ettiği kalıba girilmediği ya da o kalıptan olunmadığı takdirde, varlığını hâlâ sürdürebilir olmanın yeterli koşulu olarak görünmektedir. Özellikle dinci ve ırkçı ayırımcılığın gücül olarak bulunduğu ortamlarda, bu biçimde anlaşılan laikliğin bireyler açısından ne denli önemli
olduğunu kestirmek hiç de zor değildir." (Betül Çotuksöken, Radikal-23.02.2008, Yorum bölümünden)
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
1 comment:
canım,
fikirlerini okudum çok dikkatlice ve keyifle; ama yazılar çok küçüktü...
yorum yapayım bunu da yazayım dedim
seni seviyorum
esin
Post a Comment