Bu aralar akademik yazın ile kendimi ifade etme süreçlerine dahil oluyorum. Bu sürecin kendimdeki yansıması elbetteki kelimeler üzerindeki hakimiyetim ve kendi içime elime soktugumda neleri çıkartabileceğime ve çıkarttığıma dair yoğun bir eleştirel-düşünsel süreci de beraberinde getiriyor.
Sıfatlara ve zamirlere olan uzaklığım ile yaşam içerisinde "ölçme"ye ihtiyaç duyduğum vakitte onlara duyduğum güvenim ironik bir durum olarak TAK diye önüme düşüyor. Belki manasız soruların dehlizlerinde kulaçlar atıyorum, belki de oraları hızlıca bana sağlanan kayıkla geçmek varken. Bilemedim işte.
Çok büyük ihtimalle, okumadığımdan mütevellit bu söyleceğim, felsefenin düşünce ve dilin başlangıç ve bitişlerini ifade eden sınırların uyumu yada uyumsuzluğunun insanın kendini ifade edişindeki etkileriyle ilgili sözleri vardır. Kavramsal olarak beynimin içinde yüzenleri yada aniden ışık saçan kıvılcımları yakalayabilsem de onları söze dökebilmenin bazen zorluğunu çok yaşıyorum. Sanırım bir arkadaşım haklıydı; düşünmenin hızı, sözcüklerin ağır aksaklığını, oturaklı oluşlarını kat be kat aşıyordu.
İşte sanırım insanın kendisini oturup3 5 cümleye dökmesinin görünürde basit ama gerçekte oldukça zor olmasının en temel sebebi burada yatıyor. İnsanın kendisinin içinde yanan alevin kıvılcımlarını alıp, yeni cümlelerde tutuşturmak, kısacası o ateşin varlığını en azından "varoluşunun haberini" veren bir şekilde yansıtmak oldukça zor. Bu yüzden yazarlık gerçekten de zor zanaat. Saf bir yüzyüzelik ve duru bir akıl istiyor en başta. Bu aralar benden uzak olanları yani.
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment