Yazı

Masamda uzun bir süredir bir not beni bekliyor. Bekliyor ki, onu aktarayım. Başkasından bana akan, bir kitabın ortasından şıp diye kucağıma düşen bu cümleleri tutamadım daha fazla elimde. Kapıldım onlara. Şöyle yazıyordu not kağıdında:
"Bulduğu dengenin huzuru bana hiç bitmeyecek sonsuz bir zaman bağışlamıştı...
...Ötede bir yer varsa, yazının içindeydi bu, ama yazıda bulduğunu yazının dışında, hayatta aramanın boşuna olduğuna karar vermişti." ( Orhan Pamuk, Yeni Hayat)
Yazının diyarına çıkmaya karar verdim. Bugün, 9 Ocak 2008, bir gecenin ortasında, anlayayazdım ki daha fazla dayanamayacağım, "yazmak" geliyor artık içimden, gittiği yere kadar.
Sözcüklerle gemiler yapıp, sonra onları küçük çocuklar gibi bir su birikintisinin yanında yüzdürmek istiyorum. Varsın o su birikintilerinin karşı kıyıları büyüklerin dünyasında "bir adım" mesafede olsun, önemli olan o gemileri o su birikintilerinin diğer ucundaki hayal dünyalarının kıyılarına yollayabilmek, oralarda keşiflere çıkabilmek. Ben de bunu yapacağım.

January 10, 2008

" Thy hand, Belinda, darkness shades me,
On thy bosom let me rest,
More I would, but Death invades me;
Death is now a welcome guest.
When I am laid in earth, May my wrongs create
No trouble in thy breast;
Remember me, but ah! forget my fate.
."
Dido'nun, onu terk eden sevgilisi Aeneas'a arkasından nedimesi Belina'ya söylediği son sözler. Sonra ölüm onun misafiri olur bedeninde.
Düşünüyorum, bu aryayı belki yüzlerce kere dinliyorum bir yıl içerisinde. Kendimde benzey şeyler bulmaktan öte daha yoğun bir şeyler hissediyorum.
Hatırlanmak sanırım. Belki o sözcük yakalıyor beni.
Kusur işleyen, hata yapanların belki kendi adlarına adalet istemelerinden daha nacizane bir istek bu.
Hatırlanmak...ve öykülerinin dinlenmesi...yada kyrie eleison yada o lord, mercy!
Öykümü kimse merak etmiyor diye bağırmıştım İstanbul sokaklarının birinde.
Bu şehre gömdüğüm ağıtlarımdan.