Yazı

Masamda uzun bir süredir bir not beni bekliyor. Bekliyor ki, onu aktarayım. Başkasından bana akan, bir kitabın ortasından şıp diye kucağıma düşen bu cümleleri tutamadım daha fazla elimde. Kapıldım onlara. Şöyle yazıyordu not kağıdında:
"Bulduğu dengenin huzuru bana hiç bitmeyecek sonsuz bir zaman bağışlamıştı...
...Ötede bir yer varsa, yazının içindeydi bu, ama yazıda bulduğunu yazının dışında, hayatta aramanın boşuna olduğuna karar vermişti." ( Orhan Pamuk, Yeni Hayat)
Yazının diyarına çıkmaya karar verdim. Bugün, 9 Ocak 2008, bir gecenin ortasında, anlayayazdım ki daha fazla dayanamayacağım, "yazmak" geliyor artık içimden, gittiği yere kadar.
Sözcüklerle gemiler yapıp, sonra onları küçük çocuklar gibi bir su birikintisinin yanında yüzdürmek istiyorum. Varsın o su birikintilerinin karşı kıyıları büyüklerin dünyasında "bir adım" mesafede olsun, önemli olan o gemileri o su birikintilerinin diğer ucundaki hayal dünyalarının kıyılarına yollayabilmek, oralarda keşiflere çıkabilmek. Ben de bunu yapacağım.

February 02, 2009

Az önce eskiden yazmış olduklarımı okudum. Sanki iki adım öteye gidememiş ve kendini sürekli tekrar eden bir benlik haline düşmüşüm gibi. Tesadüf işte. Yazının iyi bir tarafı geçmiş yolları saklaması içinde. Bazen insan geçmişin testisini kırıp içinden çıkanlarla yeni gerçeklikler yaratabiliyor. Tarihteki revizyonist bakış gibi, yeniden yorumlama. Biraz bunları durdurabilmek ve Hüseyin'in de dediği gibi "amerikayı yeniden keşfetmemek" için yazı üzerinden sabitlik yaratılmalı. Dünyada maddileşmiş üretimin amacı da bu değil mi zaten ? Toplumsal veya kişisel ne olursa olsun, bir cismanileştirme çabası ve hafızayı oluşturma süreci birbirinden ne kadar kopuk olabilir ki?
İşte bu yüzden yazı olmalı, denemeler olmalı. İnsan varlığının parçalandığı belki de en çok varoluşsal sıkıntıları yaşadığı yıllar bunlar. Çünkü postmodern dünya bir "seçim" kavramı üzerinde dönüyor. Seçim ve mutluluk kavramlarının fetişleştirildiği koordinatlar üzerinde yaşıyorken, ve bu koordinatlar hem insana çekici gelirken hem de bu kadar büyük varoluşsal sıkıntılar yaratmaları çok ironik değil mi? Sıkıntıyı yaratan bu koordinatın kendisi mi? Yoksa koordinatlar sayesinde yaşanan göreceli bir kendini gerçekleştirme rüyasını hep sürdürmek isteğiyle çatışan "soğuk gerçeklikler"le yüzleşmeyi istemeyiş mi? Bir "büyüme" halinden kaçış mı?
Bak yine sorular var. Bitmiyor. Duruşsuz muyum yoksa durduğumun iki sağında ve üç solunda mı zıplıyorum? Bitmez... Her soru doğmamalı. Çünkü her soru bir yanıtı çağırır. Oysa yanıtı olmayan şeyler de var. Her soru kendiliğinden kendini var etme gücüne haizken, yanıtlar için aynı şey söz konusu değil. Onların ihtiyacı olan zaman ve deneyim belki de. Amerikaları yeniden keşfetmeden, ya da keşfedildiğinde görülenin amerika olduğunu bilip başka bir yöne kırmayı bilerek....Evet böyle yapmak gerek.
Ayçiçeği, küçük ve yoğun bir şey yazmış kendine, "yapmasam daha iyi...". Gülümsettin.

No comments: